Sahinliler
Forum Sayfasına Git Takvim Sayfasına Git Makaleler Sayfasına Git Download Sayfasına Git Linkler Sayfasına Git Resimler Sayfasına Git Radyo&Chat Sayfasına Git
Forumlar Etkinlikler Makaleler Download Linkler Resimler Radyo&Chat
 Tüm Forumlar
 Genel
 29 OCAK ANMA GECESI
 Printer  
Yazan Önceki Konu Konu Sonraki Konu  
metinkose
Yeni Kullanici


41 Yanıtı Var
Gönderilme Tarihi -  28/01/2010  :  19:46:41
29 OCAK MILLI BIRLIK,DAYANISMA VE DIRENIS GUNU VESILESIYLE YARIN AKSAM (29 OCAK 2010) ISKECE'NIN DINKLER KOYU ILE KARACANLAR KOYU ARASINDA BULUNAN 'FILIA DUGUN' SALONUNDA SAAT 20:00'DE GUNUN ANLAM VE ONEMINI BELIRTEN KONUSMALAR, RESIM SERGISI, VE DAHA BASKA ETKINLIKLERIN YER ALACAGI 29 OCAK ANMA GECESI DUZENLENECEKTIR.TUM BATI TRAKYA MUSLUMAN TURKLERI'NIN DAVETLI OLDUGUNU ONEMLE VURGULAR BIRLIK VE BERABERLIGIMIZIN DEVAM ETMESINI CENAB'I HAKTAN NIYAZ EDERIM.

BATI TRAKYA TURK AZINLIGI DANISMA KURULU

Halim CAVUSOGLU
Devamli Üye


153 Yanıtı Var
Gönderilme Tarihi - 29/01/2010 :  04:27:24
HAYIRLI OLSUN ve KUTLU OLSUN !

"DİNKLER" benim gurur duyduğum ilk ve ata köyümdür. Ondan öncesi (nur içinde yatsınlar, baba tarafımdan) atalarım itibarıyla Bulgaristan kuzeyi, Dobruca dolaylarıdır. Neyse...

Bu ve diğer web sitelerinde, "29 Ocak 1988"in 3 yıl önceki (29/01/2008) yıldönümü vesilesiyle kaleme aldığım makalemin başlığı şöyleydi :

"10 yıl sabırla
BATI TRAKYA TÜRK AZINLIĞI’NDAN
Dirilişin “Mimli” 150 bin Al Gülünden
Direnişin “Milli” Bir Ak Gününe,
28 Ocak 1978’den
29 OCAK 1988”e Kitlesel Yürüyüş"

Ve diğerleri arasında, en önemlileri olarak demişim ki ;

"Batı Trakya Türk Azınlığı, “milli” (etnik) kimliğinin siyasi, hukuki ve kültürel olarak “red, tahrik ve tahrip” edilmesine karşı, tam on yıl sabırla, dirilişin “mimli” 150 bin al gülü olarak gerçekleştirdiği “kitlesel yürüyüş”le, “29 Ocak 1988” tarihini, özgeçmişine, direnişin “milli” bir ak günü olarak kaydetmiştir.(...)

Türk azınlığı, tarihi “milli” güne ulaştıracak süreç, yıllar sonra gerçeklere ilişkin kanaatini açıkça itiraf eden bir yerel yöneticinin, YDP’nden Gümülcine Belediye Başkanı Andreas Stoyanidis’in “28 Ocak 1978” tarihinde, Türkçe olan bölge adlarının Yunanca karşılıklarını yazarak, bundan böyle bunların kullanılmasını istemesiyle başlamıştır. Süreç, Kıbrıs’ta gerilen, Ege’de tırmanan ve iki ülkeyi Trakya sınırında ölümlü ve yaralanmalı “kısmi” askeri çatışmanın yanısıra, denizde “1987 Mart krizi” olarak bilinen “topyekün” savaşın eşiğine sürükleyen Türk-Yunan anlaşmazlıklarının gölgesi altında devam etmiştir. Bu çerçevede, Yunan devletince ya “kızgınlıkla” yada Türkiye’ye “baskı” yöntemi olarak adım-adım Türk azınlığın binlerce dönüm arazisi kamulaştırılmış, eğitimi alabildiğine baltalanmak suretiyle İskeçe ve Gümülcine’deki iki Türk lisesinde okuyan öğrenci sayısının, bu iki lisenin öğrencisiz kalarak kapatılma endişesi yaratacak ölçüde düşmesi sağlanmış, ilköğretim okullarında Türk çocukları Yunan öğretmenler tarafından “Yunanlıyım” demeye zorlanmış, müftülükler, cemaat idare heyetleri ve vakıflar hakkında “hukuka aykırı”, dolayısıyla da “hukuk olmayan” hukuk yaratılmış, azınlık üyelerini “bireysel” ve “kitlesel” olarak vatandaşlıktan çıkarma işlemlerine hız verilmiş, birçok azınlık üyesinin eline, sadece “ülkeden çıkış” için geçerli pasaportlar tutuşturulmuş, birçoğu geçerli pasaportuna rağmen, sınırda “vatandaşlık”tan silindiği gerekçesiyle ülkeye giriş hakkından yoksun bırakılmış, pekçok köyde hoparlörden ezan okunması yasaklanmış, bir o kadar cami, tekke, türbe ve mezarlık “meçhul” kişilerce kundaklanarak tahrif ve tahrip edilmiş, azınlık üye ve temsilcilerine “basın” yoluyla tehdit savurma cüretinde bulunanlar “hukuk” tarafından görmezden gelinmiştir. Süreç, azınlığın (1927’de kurulan ilki “İskeçe Türk Birliği” daha sonraya bırakılmak suretiyle), 1928 ve 1936’dan itibaren antlaşmalara, dolayısıyla da (1 Ocak 1981’den itibaren AB, o zaman AET üyesi de olan) Yunanistan’ın “ulusal hukuk”una uygun olarak Türk adı altında faaliyet gösteren derneklerinin, Valiler aracılığıyla ilkin “Batı Trakya’da Türk olmadığı” (?!), ardından da “zararlı faaliyet gösterdikleri” (?!) gerekçesiyle kapatılmaları için dava açılmasıyla ve Yunan yetkililerin “hukuka müdahale ederek” mahkemeyi etkileyecek nitelikteki ve içerikteki “Batı Trakya’da “Türk” azınlık bulunmadığı” açıklamalarıyla zirveye yakınlaşmış, sözkonusu Türk dernekleri aleyhine önceki mahkemelerce verilen kapatılma kararlarının “Yargıtay” statüsündeki Yüksek Mahkeme “Arios Pagos” tarafından onaylandığının açıklanmasıyla (5 Ocak 1988) da, ulaşacağı “nokta” belirginleşmiştir.

Süreçte, “milli” günü oluşturan “29 Ocak 1988”e götüren sonuncudan önceki “adım”, Vaaz ve İrşad Heyeti’nin, Türk derneklerinin kapatılmasıyla ilgili hutbenin, “tüm camilerde okutulması” (15 Ocak 1988) kararıyla atılmış, merhum (12 Şubat 1990) İskeçe Müftüsü Mustafa Hilmi başkanlığında toplanan (24 Ocak 1988) “en yüksek” temsil organı Batı Trakya Türk Azınlığı Yüksek Kurulu tarafından oluşturulan Yürütme Kurulu’nun aldığı (26 Ocak 1988) 29 Ocak 1988 günü Gümülcine’de noktalanacak genel bir yürüyüş yapılması ve 1-3 Şubat günlerinde çocukların okullara gönderilmemesi gibi hususları da içeren bir dizi kararla da son “adım” kesinleşmiş ve gerçekleşmiştir. Türk azınlığın iradesine ve beklentisine uygun davranan ve hislerine tercüman olan Yüksek Kurul tarafından kendisine verilen son “görev”i başarıyla yerine getiren, bu çerçevede kendisine layık görülen son “adım”ı başarıyla atan ve direnişin “milli” gününü kayda geçiren Yürütme Kurulu, şöyledir :

1. “Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği” adına Başkanı, Cahit Aliosman
2. “Gümülcine Türk Gençler Birliği” adına Başkanı, Arif Hüseyinoğlu
3. “İskeçe Türk Birliği” adına Başkanı, Kadir Yunusoğlu
4. “Muallimler Birliği” adına Başkanı, Asım Çavuşoğlu
5. “Batı Trakya Azınlığı Yüksek Tahsilliler Derneği” adına Başkanı, İsmail Rodoplu

29 Ocak 1988 kitlesel yürüyüşüne, o dönemde henüz uygulamada olan “Yasak Bölge” dahil, tüm bölgelerden binlerce Türk, diğer komşu illerden nakledilen (birçoğu şaşkınlıkla Türkiye’ye getirildiğini de sanan) Yunan “askeri ve polis gücü” tarafından alınan tüm engelleyici tedbirlere ve bunlar tarafından yakında ve uzakta yollara ve geçitlere kurulan sayısız barikatlara, sakınılmadan savrulan tehditlere rağmen, yer-yer itişip-kakışmak ve tarla, bağ, bahçe ve bayırlardan kaçışmak, yer-yer de yalan söyleyerek yanıltmak suretiyle Gümülcine’ye ulaşmıştır. Bununla birlikte, katılanların enaz iki katı sayıdaki Türk, sözkonusu tedbirler, engeller ve tehditler nedeniyle, çaresiz kısmen uzaklarda bekleşmek, kısmen de geri dönmek zorunda kalmıştır. (...)

Öte yandan [b]“milli” günün ikinci yıldönümü arifesine (25 Ocak 1990), Dr. Sadık Ahmet ve İbrahim Şerif, milli” yıldönümüne (29 Ocak 1990) Yunan vandalizmi”, bununla bağlantılı olarak hemen sonrasına da (30 Ocak 1990) Gümülcine Başkonsolosu Kemal Gür nezdine Türkiye’nin, azınlığa ilişkin “ısrarlı ve kararlı” tutumu damgasını vurmuştur.

Sırasıyla, Gümülcine’den “Güven” listesi eski milletvekili (Lozan Andlaşması’nın 72., Yunanistan’da demokrasiye geçişin 21. yıldönümü olan 24 Temmuz 1995’te müteveffa veya cinayete kurban) Dr. Sadık Ahmet ve aynı listeden milletvekili adayı (28 Aralık 1990’dan itibaren seçilmiş Gümülcine Müftüsü) İbrahim Şerif'in, (Dr. Sadık Ahmet’in dilekçesindeki kelime hatası gerekçe gösterilerek adaylığının kabul edilmediği) 5 Kasım 1989 seçim propagandaları sırasında yayınladıkları broşürlerde, “Batı Trakya’da Türk vardır” ve Batı Trakya Türkleri’ne baskı yapılıyor cümlelerini kullandıkları için, 25 Ocak 1990’da Gümülcine’de mahkeme binası önünde toplanan 5 bin soydaşın manevi dayanışması altında yargılanmışlar, 18’er ay hapis ve 3’er yıl medeni haklardan men cezasına mahkum edilmişler ve tutuklanarak Mora’daki Patra Cezaevi’ne gönderilmişlerdir.

“Milli” yıldönümünde, 29 Ocak 1990da, Gümülcine’de, genç “milli” ak günü “baltalamak” ve Türk azınlığa “gözdağı vermek” amacıyla, önceden örgütlenerek harekete geçirilen “meçhul ve karanlık” Yunan çevreleri, Türkler’e ve Türk işyerlerine taş, sopa ve kesici ve delici silahlarla saldırmışlardır. Tarihe, Yunan Vandalizmi” olarak geçen bu saldırılarda, aralarında (İskeçe’den dönemin “İkbal” listesi Milletvekili) halen emekli politikacı Ahmet Faikoğlu ve (dönemin İskeçe Müftülüğü Başkatibi, 17 Ağustos 1990’dan itibaren vefat ettiği 9 Eylül 2006 tarihine kadar seçilmiş İskeçe Müftüsü) Mehmet Emin Aga’nın da bulunduğu 30 Türk yaralanmış, 270 Türk dükkanı tahrip ve talan edilmiştir.

Bunun ardından, Türk devletini temsilen Gümülcine Türk Başkonsolosu Kemal Gür’ün, “doğal” ve “beklentiye uygun” olarak, yaralan Türkleri ve tahrip ve talan edilen Türk işyerlerini ziyaret etmek amacıyla Gümülcine Valisi’ne hitaben yazdığı “resmi” yazıda soydaşlarım(-ı) kavramını kullanmasına, Yunan devletinin şiddetli “tepki” göstermesiyle patlak veren gelişmeler, “milli” günün haklılığını ve gerekliliğini perçinlemiştir. Gür nezdinde, Türkiye tarafından soydaşlarım(-ı) kavramının kullanılmasına, (Türk derneklerinin adlarındaki Türk kelimesinden dolayı önceki mahkemelerce haklarında verilen kapatılma kararlarının, Yüksek Mahkeme “Arios Pagos” tarafından onayladığına ilişkin açıklamanın yapıldığı 5 Ocak 1988 tarihinden sonra) Mahkeme kararıyla tutarlı olmak adına, ilk defa olarak tepki gösteren Yunan devleti, Gür’ü “istenmeyen adam” (persona non grata) ilan etmiştir. Derhal karşı atağa geçen Türk devleti, “karşılıklılık” (mütekabiliyet) ilkesi gereği, Atina’da hakim olan Edirne beklentisinin aksine, çok daha sert ve büyük karşı tepki olarak, İstanbul’daki Yunan Başkonsolosu İlias Klis’i “istenmeyen adam” ilan etmiştir. Türk devleti, böylece, dolaylı ancak kesin diplomatik dille soydaşlarım(ı) kavramını kullanmakta haklı olduğuna ve buna devam edeceğine ilişkin “ısrarlı ve kararlı” tutumunu bir daha tekrarlamıştır. Bu çerçevede, sonrasında da olsa, “milli” günün 2. yıldönümüne, uluslararası alanda da yankı bulacak anlam kazandırmış ve her şeyden öte, Türk azınlığın büyük ihtiyaç duyduğu “düşük” moralini yükseltmiş, “sarsılan” gururunu okşamıştır. Burada şunu vurgulamakta yarar vardır : Türk azınlığın “kimliğine ve statüsüne” ilişkin ikili ve çok taraflı hukuksal belgelerin dışında, “Anavatan” statüsüne, dolayısıyla da işlevlerine sahip başlıca ve tek ülke olarak Türk makamlarının, karşılarında birinci derecede “koruma, kollama ve gözetme” hak, yetki ve yükümlülükleriyle donatıldıkları Batı Trakya Türkleri’ni ifade etmek üzere, öteden beri itibar ettikleri soydaşlarım(ı) kavramı, Yunan “ulusal hukuk”una da aykırı değil, tamamen uygundur. Bu açıdan bakınca da gösterdiği tepki, “haksız ve tutarsız”dır. Çünkü, diğer birçok Yunan hukuki ve siyasi belgesinde, işleminde ve kararında gözlendiği gibi, o dönemde henüz yürürlükte bulunan ve en çok “19. madde”siyle ünlü 3370/1955 sayılı, nam-ı diğer Yunan Vatandaş(sız)lık Kanunu da ülke vatandaşlarını soydaş(lar) [omogen(e)is], açıkça Yunan etnik kökenliler ve başka soydan(lar) [allogen(e)is], açıkça Yunan’dan başka etnik kökenliler olarak ikiye ayırmaktadır. Bu çerçevede Türkler, Makedonlar, Arnavutlar, Ulahlar... sırf başka soydan(lar) oldukları için “19. madde” kapsamına alınarak yurtdışında bulundukları sırada, sözde “geri dönmeyeceklerine kanaat getirildi” gerekçesiyle Yunan vatandaşlığından çıkarılmakta ve yine sırf bu nedenle örneğin sınır ve kıyı bölgelerinde taşınmaz alım-satım hakları, yine Kanun’a dayanarak kısıtlanmaktadır."

Evet böyle yazmış ve bunları demişim. Bu yıldönümünde ne yazıyor ve ne diyorum ? Öz yazmayı ve konuşmayı tercih ederek büyük harfle ve ses tonumu yükselterek şunları yazıyorum ve şunları diyorum :

EY VATANIMIZIN ELBETTE Kİ MEŞRU SAHİBİ YUNAN DEVLETİ !

NÜFUSTA VE KÜTÜKTE "BABASININ OĞLU" OLARAK KALMASINI, ANCAK SİYASETTE ("21 Nisan 1967 Askeri Darbesi"ni önlemeye matuf "toplumsal ve demokratik değişim programı"na karşı "15 Temmuz 1965 Saray Darbesi" gerçekleştirilen, Cunta tarafından serbest bırakıldıktan kısa süre sonra kahrından hayatını kaybeden, 3 Kasım 1978'deki cenaze töreninde 500 bin kişinin Atina'da Syntagma Meydanı'ı “Kahrolsun Cunta!”, “Kahrolsun Diktatörlük!” sloganlarıyla inlettiği, o kahraman, o vatansever ve o halkçı) "DEDESİNİN TORUNU" OLMASINI ARZU ETTİĞİMİZ SAYIN BAŞBAKANIMIZ YORGO PAPANDREOU ELİYLE "ANAVATANIMIZ" TÜRKİYE BAŞBAKANI SAYIN R. TAYYİP ERDOĞAN'A GÖNDERDİĞİN CEVABİ MEKTUPTA "İÇİŞLERİMİZDİR, HAKLARINDA HİÇBİR KONUYU GÖRÜŞMEYİZ" (?!) MEALLİ ŞAŞKINLIK VERİCİ CÜMLELERİNE RAĞMEN,..İYİ BİLMEKTESİN Kİ, BİLMİYORSAN DA İYİ ÖĞRENMELİ VE BİLMELİSİN Kİ, SENİ "ZORUNLU" OLARAK BAĞLAYAN "ULUSAL HUKUK"UN STATÜSÜNDEKİ VE DAHİLİNDEKİ İKİLİ VE ÇOK TARAFLI ANDLAŞMA, ANTLAŞMA, PROTOKOL VE SÖZLEŞMELERDEKİLERE EK OLARAK, BATI TRAKYA'DAKİ AZINLIĞIMIZIN "ETNİK" KİMLİĞİ ("etnik" kökeni gibi), ÜLKEMİZİN TARİHSEL MİRASI OLARAK "SOSYO-KÜLTÜREL" YAPISINDAN KAYNAKLANAN VE YUNAN KANUN KOYUCU TARAFINDAN ("eşitsizlik" uygulanmak amacıyla da olsa) YANSITILDIĞI "KANUNLARI"NA GÖRE DE "YUNAN OLMAYAN" ANLAMIYLA "BAŞKA SOYDAN"DIR (ALLOGEN(E)İS). TAMAM ? TAMAM !

ONUN BU BAŞKA SOYU (ALLO GENOS'U DA "TEK"TİR VE "TÜRK"TÜR. TARİHTE, YUNAN EGEMENLİĞİNDEN ÖNCE DE "TÜRK"TÜ, GÜNÜMÜZDE DE "TÜRK"TÜR, GELECEKTE DE "TÜRK"OLACAKTIR. HAPURSAN DA, KÖPÜRSEN DE, HIRSINDAN VE HASETİNDEN ÇATLASAN DA, PATLASAN DA. OLMADI, KAFAYI SIYIRSAN, KIRSAN VE YESEN DE !

GEL ! YETER ARTIK, AKLINI BAŞINA DEVŞİR ! ÜZERİNE KURULARAK YAYILDIĞIN O TOPRAKLARA TARİHTE (isabetli yada isabetsiz olarak) ATFEDİLEN "UYGARLIĞIN BEŞİĞİ" SIFATINA YARAŞMAYAN VE YAKIŞMAYAN, ÜYESİ BULUNDUĞUN "AK ve AB SÖZLEŞME, NORM ve İLKELERİ"YLE BAĞDAŞMAYAN, "SİYASİ KARAR" OLARAK ALDIĞIN "ZORLA-ASİMİLASYON HÜKMÜ" EŞDEĞERİNDEKİ "HUKUKA AYKIRI" AYIBIN PİRİ, DİK ALASI VE DANİSKASI KONUMUNDAKİ O "YÜZKARASI" KARARI, ARTIK İPTAL ET-HÜKÜMSÜZ KIL !

SAYIN BAŞBAKANIMIZ PAPANDREOU'NUN BABASI GİBİ DEĞİL, (o kahraman, o vatansever ve o halkçı) DEDESİ GİBİ. ONUN, TEMELLERİ, İŞGALDEN ÖNCE "GENERAL METAXAS DİKTATÖRLÜĞÜ" DÖNEMİNDE ATILAN ve "İÇ SAVAŞ" SIRASINDA PEKİŞTİRİLEN, ÜLKEMİZİ KASIP-KAURAN "POLİS TERÖRÜ"NE KARŞI YAPTIĞI GİBİ. OLAĞANÜSTÜ ÖNLEMLERİ TAM OLARAK KALDIRAMADIYSA DA "YURTTAŞLIK HAKLARI SERTİFİKASI" TÜRÜNDEN “İÇ SAVAŞ” ÜRÜNÜ OLARAK, ÖZELLİKLE FARKLI REJİM SAVAŞI VERDİKLERİ İÇİN KOMÜNİSTLER İLE(doğru yada yanlış) DÜŞMANLA İŞBİRLİĞİ YAPTIKLARI VE BAĞIMSIZ DEVLET KURMAYA ÇALIŞTIKLARI (Alkibiadis Diamantis’in “Pindus Prensliği” gibi) SUÇLAMASIYLA MAKEDON, ULAH ve ÇAMERYALI ARNAVUT AZINLIK MENSUPLARINI FİŞLEMEYİ, ÇALIŞMA ALANLARINI ve YAŞAM OLANAKLARINI SINIRLANDIRMAYI ÖNGÖREN BİRÇOK UYGULAMAYA SON VERDİĞİ GİBİ.

VE BİLİYORSUN, BATI TRAKYA'DAKİ AZINLIĞIMIZ BU TÜRDEN TUTUM VE DAVRANIŞLARIN YANINDAN DAHİ GEÇMEMİŞTİR. ACI TARİHİ GERÇEĞİN ORTAYA KOYDUĞU GİBİ, ATİNA'NIN İŞGALİNE 1 GÜN KALA BAŞLAMAK ÜZERE "AYNAROZ"DAKİ (AGİON OROS) HRİSTİYAN-ORTODOKS DİNADAMLARI NAZİLER VE HİTLER'LE İŞBİRLİĞİ YAPMIŞ, AZINLIĞIMIZ, ASLA, KAT'A, HAAŞA VEDE ZİNHAR YAPMAMIŞTIR. BÖYLE BİR İHANETİ AKLININ UCUNDAN DAHİ GEÇİRMEMİŞTİR. VE EVLATLARI VATAN UĞRUNA İŞGALİ DÜŞMANA KARŞI SAVAŞ VERMİŞ VE ŞEHİT DÜŞMÜŞTÜR. ÖYLE !

LÜTFEN GEREĞİNİ ARTIK YAP !
BUNUN İÇİN "29 OCAK 2011"İ BEKLEME ! DERHAL VE BİR AN ÖNCE YAP ! ZİRA, YUKARIDA ANDIĞIM HUKUK BELGELERİ OLMASA DAHİ, KAYNAĞI "DOĞA HUKUKU" OLAN BİR İNSAN HAKKI OLARAK KAPSAMINDA YERALDIĞIN VE ÜYESİ BULUNDUĞUN "ÇAĞDAŞ DÜNYA"DA, DEĞİL BİR GRUBUN YADA ÜYELERİ 100 BİNİ AŞAN BİR AZINLIĞIN, TEK 1 VATANDAŞIN DAHİ "ETNİK" KİMLİĞİNİN (yada "etnik" kökeninin) NE OLDUĞUNA YADA NE OLMADIĞINA, HELE DE MAHKEME KARARIYLA HÜKMETMEK, açıkça DAYATMAK HAKKI VE YETKİSİ YOKTUR !

KESİNLİKLE OLMAYACAK DUANA "AMEN !" DERCESİNE HAYAL PEŞİNDE KOŞMAKTA VE BU UĞURDA FAZLASIYLA TEHLİKELİ SONUÇLARA YOLAÇABİLECEK HASSASİYETLERİMİZİ TAHRİK ETMEKTESİN ! YAPMA, YAPMA NOOLUR !

"UYARI" MAHİYETİNDE OLARAK BİL Kİ, SONU NEREYE KADAR VARIRSA VARSIN, BATI TRAKYA'DAKİ AZINLIĞIMIZ, ZAMANLA, ARTIK ELBETTE Kİ GİDEREK DAHA FAZLA "ZORBA" NİTELEMEYE VE "NEFRET" DUYMAYA BAŞLADIĞI, SENİN "KÖPEKSİZ KÖYÜ BULMUŞ, DEĞNEKSİZ GEZEN" DENLİ "KEYFİ VE BAŞINA BUYRUK" YÖNETİMİNE KARŞI "KİN" DUYARAK "DİRENME HAKKI"NI PEKALA DA KULLANMA NOKTASINA YAKINLAŞABİLİR. ISRARLI TUTUMUNA BAĞLI OLARAK, BÖYLE BİR OLASILIK, YAKIN GELECEKTE "İHTİMALDIŞI" DEĞİLDİR ! ONU BU NOKTAYA GÖTÜRME VE SÜRÜKLEME LÜTFEN !

"YASAK BÖLGE" UYGULAMASI DÖNEMİNDE OLDUĞU GİBİ, (her millet ve azınlık içinde her zaman bulunabilecek bir avuç gafil olarak) SATIN ALABİLECEĞİN DEVEDE KULAK VE SADECE CEBİNİ DÜŞÜNEN TAMAHKARLARDAN HAREKETLE, AZINLIĞIMIZI "ASİMİLE ETMEYİ" BAŞARABİLECEĞİN YADA "TÜRK"TEN FARKLI BİR KİMLİĞE BÜRÜNDÜREBİLECEĞİN UÇUK HAYAL BOYUTUNDAKİ O HOŞ AMA BOŞ VE HATTA BOMBOŞ UMUDA HİİİÇ AMA HİÇ KAPILMA. VE (1953-1998 arasında olduğu gibi) HATIRI SAYILIR MİKTARDA PARANI, KAYNAĞINI, EMEĞİNİ VE ZAMANINI DA BU YOLDA YOK YERE HAVAYA FIRLATIRCASINA HARCAMA VE HEBA ETME ! YAZIKTIR !

TÜM BUNLARDA ISRAR ETMEK SURETİYLE, ÜLKEMİZİN VE VATANIMIZIN BİRLİĞİNE VE BÜTÜNLÜĞÜNE DE KASTETME ! BİL Kİ BU HUSUSTA TÜM SORUMLULUK, SADECE SANA AİT OLUR ! AZINLIĞIMIZA DEĞİL !SONRA "DEMEDİN, ÖNCEDEN UYARMADIN" DEME !

AZILIĞIMIZIN BİR ÜYESİ OLARAK,..
İŞTE DEDİM VE İŞTE UYARDIM [/b] ! NOKTA !

Halim ÇAVUŞOĞLU

Başa Dön

Halim CAVUSOGLU
Devamli Üye


153 Yanıtı Var
Gönderilme Tarihi - 30/01/2010 :  02:55:22
İlgili cümlede "Mora’daki Patra Cezaevi’ne" değil, "Selanik Cezaevi'ne" olacaktır, düzeltirim.

Hatta Dr. Sadık Ahmet, sözkonusu SELANİK CEZAEVİ'nden 16-2-1990 tarihinde, Yunan Halkı'na hitaben elyazısıyla kaleme alarak imzaladığı "DİLOSİ TOY PROİN VOULEVTİ Dr. SADİK AHMET" başlıklı bir de açıklama yayınlamıştır.

Ahmet, (cezaevi arkadaşı İbrahim Şerif'in de sol tarafına"Symfono apolytos me tin anotera dilosi." notunu düşerek imzaladığı) bu açıklamasında, 25 ve 26 Ocak 1990 tarihinde Gümülcine Üç Üyeli Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki (Trimeles Plimmeleiodikeio Komotinis) duruşmasında kullandığı "Eimai Tourkos" (Türküm) ifadesine açıklık getirmiş ve bununla "Eimai Ellinas politis, mousoulmanos to thriskema, tourkikis katagogis" demek istediğini vurgulamıştır.

(Not : Sözkonusu açıklamayı tam metin halinde buraya aktarmak istedim, ancak "önizleme"de Yunanca harflerin tanınmayarak anlamsız şekillere dönüştüğünü görünce vazgeçtim.)

Başa Dön

Geçiş Yap:


Sitemizi giriş sayfanız yapın Sitemizi favorilerinize ekleyin Gizlilik Şahinliler WebSitesi   Copyright © 2004-2010 Chasan Metso Şahinliler Mail Grubu ® Sayfanın En Üst Bölüme Çık

Yüklenme Süresi 0,250s