Sahinliler
Forum Sayfasına Git Takvim Sayfasına Git Makaleler Sayfasına Git Download Sayfasına Git Linkler Sayfasına Git Resimler Sayfasına Git Radyo&Chat Sayfasına Git
Forumlar Etkinlikler Makaleler Download Linkler Resimler Radyo&Chat
 Tüm Forumlar
 Genel
 İskeçe'nin yükselişi
 Printer  
Yazan Önceki Konu Konu Sonraki Konu  
Halim CAVUSOGLU
Devamli Üye


153 Yanıtı Var
Gönderilme Tarihi -  15/01/2010  :  04:55:07
Köyden-Kente
İSKEÇE'NİN TARİHİ YÜKSELİŞİ

Bilir misiniz ?

İskeçe Pazarının tam 171 yıldır kurulmakta ve o zamandan-bu zamana bir gelenek halinde Cumartesi günü kurulmakta olduğunu ! Bu yöndeki "resmi izin talebi"nin, altında mührü bulunan "Es-Seyid Abdurrahman" isminin, talebine verilen "olumlu yanıt kararı"nın ve üzerindeki 24 Nisan 1839 tarihinin, İskeçe’nin büyük yükselişini başlatan talep, isim, karar ve tarih olduğunu ! Bilir misiniz ? Peki kim bilir ? Öncekilerden geçtim. Günümüz İskeçe Belediye Başkanı bilir mi bari ? Ya Belediye Meclisi üyeleri ? Herhangi bir esnaf ? Bilemezler,...bilemezler ! O zaman İskeçe’nin henüz bir köy (karye) olduğunu da ! Bilemezler. Saadece "İskeçe'yi böyle bulduk, böyle bildik" bilirler. Laf ola-beri gele, kurul koltuğa tüttür bi cigara cümlesi. Bilemezler ! Talep yazısında yer verilen "gerekçe"nin, İskeçe ve civarı itibarıyla tarihe, siyasal ve sosyo-ekonomik yapıya işaret eden fazladan "tarihi" önemi bulunduğunu da ! Bilemezler ve kavrayamazlar. Yok ! Ne onları, nede sizleri suçluyor yada yadırgıyor değilim. Zira, "tarihi" belgenin merkezde tutulan bir sureti, devlet gibi devlet olan, hiç kuşkusuz bu nedenle olsa gerek, kendine hakkıyla ve alnının akıyla "Devlet-i Aliyye-i Şahane-i Osmaniyye" sıfatını atfeden, mesela Nil nehrinde kazma-kürek çalışan işçilere ödenen yevmiye yazılarını dahi kayıt altına alan T.C. Devleti Başbakanlık Makamı'na emanet Osmanlı Arşivi'nden yeni çıktı. Ama hiç olmazsa düşünmüşler midir diye merak etmedim de değil hani ! E tabi sizlerin de ! Soydaşlarımızı, kardeşlerimizi ilgiden ve bilgiden istisna (muaf) tutacak halimiz yok ! Öyle bir lüksümüz yok ! Aksini düşünen varsa yanılmaktadır, pekala da kenara çekilebilir.

Buyurunuz ve buyursunlar. Ve içlerinde uygarlık namına en küçük bir hürmet ve minnet kırıntısı varsa, ikiletmeden, belgenin suretini temin ederek Belediye Başkanlığı binasında ve/veya İskeçe Pazarı'nda layık olduğu yere assınlar. (yer-yer kısaltarak) : "Yenice-i Karasu Kazası’na tabi İSKEÇE karyesinde BEY’ ve ŞİRA için haftada bir defa Yevm-i Ahad’da pazar kurulmakda ise de karye-i mezbure ahalisinin ekseri REAYA olarak yevm-i mezkurda ahz ve i’ta etmediklerinden ve bu keyfiyet erbab-ı sarf ve san’atın revaclarına bir nev’ halel irasını müstelzim olduğundan bahisle pazar-ı mezkurun CUMARTESİ gününe tahvili hususuna müsaade-i seniyyeleri ERZAN BUYURULMASI...DEFTERHANE-İ AMİRE ve tahvil kalemlerinden ihrac ve mukteza-yı DEFTER-İ HAKANİ’sinin CERİDE MUHASEBECİSİ izzetli efendi BENDELERİ TARAFINDAN ARZ VE İLAM etdirilerek lede’l-mütalaa salifü’z-zikr İSKEÇE KARYESİNDE İKAME-İ PAZARIN...DİVAN-I HÜMAYUN Kalemi’nden evamir-i aliyye tasdiriyle tesviyesi lazım geleceği malum-ı devletleri buyuruldukda emr u ferman hazret-i men lehü’l emrindir.

ES-SEYİD ABDURRAHMAN”

Ve resmi izin talebin uygun bulunduğuna ilişkin, Devlet'in, uzun yıllar en büyük görüşme, karar, mahkeme ve temyiz mahkemesi (adeta tüm Merkezi Yönetim Örgütü) statüsündeki organı "DİVAN-I HÜMAYUN" Kalemi'nin "olumlu yanıt kararı":

"İşbu takrir-i hak-ı pay-ı hümayun-ı hazret-i şahaneye lede’l-arz inha ve istizan olunduğu üzere karye-i mezburede haftada bir kere yevm-i mezkurda pazar ikamesi için lazım gelen evamiri ısdar olunması hususuna irade-i seniyye-i mülukane ta’allukuyla bu babda hatt-ı meali nikat-ı cenab-ı cihandari levha-pira-yı sudur buyurulmuş olmakla mucebince evamiri ısdar olunmak BUYURULDU.

Fi 9 S. sene [12]55 / [24 Nisan 1839]"

Halim CAVUSOGLU
Devamli Üye


153 Yanıtı Var
Gönderilme Tarihi - 16/01/2010 :  04:54:02
Bilir misiniz ?

İskeçe'nin "Yenice-i Karasu Kaza Meclisi Üyeleri"nin "Selanik Eyaleti Vali-i Vala-şanı Devletli Hüsnü Paşa Hazretleri"ne hitaben kaleme aldıkları 1 Aralık 1860 tarihli başvuru yazıyla başlayan süreçte 27 Mart 1861 tarihli "olur kararı"yla il (kaza) merkezi (zamanın ifadesiyle "kazanın makarr-ı hükümeti" yani (hükümet konağına sahip il merkezi) olduğunu ? Bilir misiniz ? Gerekçesi ? Günümüzdeki İskeçe Valisi dahil Valilik Meclisi üyelerine ve İskeçe Belediye Başkanı dahil Belediye Meclisi üyelerine ders verecek türden. Günümüz Türkçesiyle (özet olarak) :

Yenice-i Karasu Kazası'nın merkezi (makarr-ı hükümeti) olan Yenice Kasabası'nın havasının ve suyunun ağır ve sağlıksız olması, kendine bağlı köylere uzaklık açısından orta bir yerde bulunmaması, soruları için gelen halkın, miriye geliri/akçesi getiren imam ve muhtarın aşırı sıkıntı çekmeleri, meclis üyeleri ile tücarların ve ileri gelenlerin ağırlıklı olarak İskeçeli olmaları, meclis üyelerinin meclisin toplantı günlerinde İskeçe’den kalkıp Yenice’ye gitmeye çabalamalarına rağmen yazın havanın sıcak ve haretli, kışın soğuk ve yağışlı olması nedeniyle hastalanmaları, böylece ellerinde olmayan nedenlerle işlerin aksaması, bundan ve tüm yukarıdakilerden dolayı halkın işleri dahil, her açıdan sıkıntı çekiliyor olması, oysa İSKEÇE KASABASI’nın tam orta yerde bulunup kaza merkezi (makarr-ı hükümet) olmaya layık olduğu ve madem ki meclis üyeleri İskeçeli’dirler ve katip ve müdürler de sürekli olarak İskeçe Kasabası’nda ikamet etmektedirler, meclisin toplantı günlerinde olduğu gibi acil durumlarda da mecliste bulunabileceklerinden her konu zamanında ele alınarak işler bir gün dahi aksamayacağından, halk, ileri gelenler ve mülk sahipleri de bundan fazlasıyla memnun ve mutlu olacaklarından, Yenice Kasabası’na ise dirayetli bir çavuş emrinde, yeterli süvari ve piyade zaptiye memur edilerek zaptu rapt altına alınarak (güvenliği sağlanarak) korunması ve postaların zamanında ve güvenle ulaştırılması hususuna azami derecede çaba gösterileceğinden, oradaki işlere ve duruma halel gelmemesi sağlanacağından İSKEÇE KASABASI’nın kaza merkezi (makarr-ı hükümet) olarak uygun görülmesi emir ve fermanlarına arzolunur.

Nasıl ? Günümüzde, Hükümet'in de müdahalesiyle Batı Trakya'da ve İskeçe ilinde belediye ve belediye sınırları tayin etmede, birleştirmede, ortadan kaldırmada, İskeçe Belediyesi'ne bağlamada yer verilen, etnik kaygılardan uzak, sağlıktan güvenli yaşama ilişkin önlemlere kadar, çalışanları ve devlet ve başkent dahil tüm kesimleri itibarıyla halkın yararına ve ona hizmete dönük olduğundan, bunların tümünü memnun ve mutlu edeceği açıkça ortada olan bu denli alkışı ve takdiri layık bir "gerekçe"yi, siz şimdiye kadar hiç okudunuz, gördünüz yada duydunuz mu ? Pek sanmıyorum ne yazık ki ! Pek samıyorum !

Evet, buyurunuz. İskeçe'nin tarihi yükselişinde, "İskeçe Pazarı"nın Cumartesi günü kurulmasına ilişkin ilk "tarihi" adımdan sonra atılan ikinci ve elbette ki "büyük tarihi adım". O da "İskeçe Pazarı" hakkındaki gibi hala ve inşallah da ilelebed kalıcı.

Buyurunuz İskeçe'yi "il merkezi" olmaya götüren tarihi sürecin ilk adımı, ilk belge. Tamm 20 mühürlü, o "tarihi" belge :

Selanik Eyaleti Vali-i Vala-şanı Devletli Hüsnü Paşa Hazretleri'ne

YENİCE-İ KARASU KAZASI’nın MAKARR-I HÜKÜMETİ bulunan nefs-i YENİCE KASABASI’nın ab u havası sakil olduğundan ve kaza vasatı bulunmadığından ekser kura ba’id bulunup li-maslahatin gelen ahali-i kura ve tahsilat-ı emval-ı miriye akçesi getiren imam ve muhtaran aşırı sıkıntı çekmekde olduklarından başka köylerin de işleri ve tahsilat vergi maddesi yüzü üstüne kaldığı ve hususuyla meclis azaları ve vücuh-ı memleket ve tüccaran İSKEÇE'li olmalarıyla aza-yı meclis tahsis olunan meclis günlerinde İSKEÇE’den kalkıp YENİCE’ye gitmeğe ve umur-ı mehamm-ı Saltanat-ı Seniyye ve mesalih-i ibadiyyeyi rü’yet etmeğe çabalamakda iseler de yaz günleri havanın ziyade sıklet ve fenalığı ve hararetin şiddeti ve kış günlerinin kesret-i berk ve baran ve bürudeti cihetle hastalıkdan ve ilel ve emraza mübtela olarak belki telef-i nefsden havf u hazerle ve bazı işleri zuhuruyla bi’z-zarur gidemeyip umur-ı mehammesine ve mesalih-i ibadiye vakt-ü zamanıyla görülemeyip tatile sebebiyet vermekde ve her yüzden sıkıntı çekilmekde olduğu badidar olmakla kaza-yı mezbura tabi İSKEÇE KASABASI kazanın tamam ortalık mahalli olup kaffe-i kuraya kurb ve bu’dda müsavi ve MAKARR-I HÜKUMET OLMAKLIĞA LAYIK ve madem ki aza-yı meclis İSKEÇE’li olmağın nüvvap efendiler ve müdiran-ı bendeganeleri dahi daimi olarak İSKEÇE KASABASI’nda ikamet eyledikleri suretde tahsis olunan meclis günlerinden maada iktiza-yı halde her vakit meclisde bulunulabileceği ve bu cihetle her bir hususat-ı vakı’a yoluyla ve vaktiyle görülerek bir güne sekte iras etmeyeceği ve ahali-i belde kulları saye-i asayiş-vahe-i hazret-i mülkdaride ez-her-cihet müsterihu’l-hal ve aramiş-i bal olacakları nümayan idüğünden ba’dezin zikrolunan YENİCE KASABASI’na dirayetli bir zaptiye çavuşunun miktar-ı vafi süvari ve piyade zaptiye memur edilip zabt u rabt ve muhafazasına ve murur-ı ubur eden postaların vakt ü zamanıyla aminen ve salimen imrarları hususuna kemal-ı mertebe gayret ve mübaderet eylemek ve oraca dahi halel getirilmemek üzere fima-ba’d mezkur İSKEÇE KASABASI MAKARR-I HÜKÜMET ittihazıyla orada akd-i meclis olunup umur-ı mühimme ve mesalih-i saire rü’yet ve tesviye kılınmak ve ahali-i beldenin bu yüzden giriftar oldukları meşakkat ve kayd-ı izdırabdan rehayab olunmaları hususu muvafık-ı emr u irade-i aliyye-i cenab-ı müşiraneleri erzan ve şayan buyurulduğu halde istihsal-i irade-i seniyye ve müsaade-i ali buyurulmak babında ve her halde EMR U FERMAN HAZRET-İ MEN LEHÜ'L-EMRİNDİR.
Fi 17 Ca. [12 ]77 / [1 Aralık 1860 ]

[Yenice-i Karasu Kaza Meclisi üyelerinin mühürleri]

Nasıl ? Muhteşem elbet ! Hizmet ! En büyük hizmet ! Aslına uygun tıpkıbasımı temin edilerek çerçevelendikten sonra, Yunanca'ya tercümesiyle birlikte İskeçe Belediyesi'nde layık olduğu en güzel, halkın engelsiz ve doğrudan görebileceği yere asılmadıkça, hakları ödenmiş sayılamayacak denli büyük hizmet ! Daha noolsun, daha noolsun, daha noolsun ? Nihayete ulaştırmayı başardıkları bu "tarihi ve kalıcı" hizmetleri dolayısıyla Allah tümünden razı olsun ve nur içinde yatsınlar !

Şimdi de... 20 mühürlü "tarihi" talep yazısını onaylayan, ilki uygundur ama nasıl buyurulur ise ona göre hareket edilecektir demeye getiren, ikincisi ve sonuncusu da, noktayı koyan "EMR U FERMAN" olarak tarihi süreci tamamlayarak İskeçe'yi "il merkezi" olarak tarihe kaydeden mühür.... değil, mühür niyetine BUYRUK. İkisi de "metin" olarak aynı belgede. Buyurunuz, sırasıyla :

Atufetli efendim hazretleri

Meclis-i Vala’dan kaleme alınıp melfufuyla ma’an manzur-ı ali buyurulmak için arz u takdim kılınan mazbatadan müsteban olduğu vechile YENİCE KASABASI’nın vehamet-i ab u havasından ve havi olduğu kuraya dahi ba’id bulunmasından naşi mesalih-i vakıanın rü’yetinde müşkilat görülmekde olduğundan vasatda bulunan İSKEÇE KASABASI'NIN RE'S-İ KAZA İTTİHAZIYLA HÜKÜMET-İ MAHALLİYENİN ORAYA NAKL VE TAHVİLİ hakkında olan inha yolunda ve fi’l-asl cari olan usul-i idaresine dahi muvafık olmasıyla ifa-yı muktezasının Maliye Nezaret-i Celilesi’ne ve mahalline bildirilmesi tezekkür olunmuş ise de ol babda her ne vechile irade-i seniyye-i hazret-i mülukane müte’allik ve şeref-sudur buyurulur ise ona göre hareket olunacağı beyanıyla tezkire-i senaveri terkim kılındı, efendim.
Fi 14 N. sene 1277 / [26 Mart 1861]

Ve...işte "FERMAN" !

Ma’ruz-ı çaker-i kemineleridir ki

Hame-zib-i ta’zim olan işbu tezkire-i samiye-i Sadaret-penahileriyle marru’l-beyan mazbata ve melfufu manzur-ı şevket-mevfur-ı cenab-ı mülukane buyurulmuş ve tezekkür ve istizan buyurulduğu vechile mezkur İSKEÇE KASABASI'NIN RE'S-İ KAZA İTTİHAZIYLA HÜKÜMET-İ MAHALLİYENİN ORAYA NAKL VE TAHVİLİ zımnında ifa-yı muktezasının nezaret-i müşarunileyhaya ve mahalline bildirilmesi müte’allik ve şeref-sudur buyurulan emr u irade seniyye-i hazret-i mülukane iktiza-yı alisinden olarak mezkur mazbata ve melfufu yine savb-ı asafilerine iade kılınmış olmakla OL BABDA EMR U FERMAN HAZRET-İ VELİYYÜ'L-EMRİNDİR.
Fi 15 N. sene 1277 / [27 Mart 1861]

Ne diyebiliriz ? Şunu : Keşke, tek belgedeki bu iki metnin de, yukarıda belirttiğim 20 hemşehrilerimizinkilerin yanında yeralması sağlansa ! Onlar da Yunanca tercümeleriyle elbet !

Bir de şunu : Keşke İskeçe'nin tarihi günlerine, 24 Nisan (1839) ve 27 Mart (1861) da dahil edilse... ve törenlerle ve bilimsel toplantılarla kardeşçe, barış içinde ve birarada kutlansa !

- "İskeçe Pazarı"nın Cumartesi günü kurulmasına ilişkin tarihi kararın yıldönümü ve..
- İskeçe'nin il merkezi olmasına ilişkin tarihi kararın yıldönümü.

Ne dersiniz ? Yanlış mı olur ? Bir İskeçeli olarak bu bekletilerimde ileri mi gitmiş olurum ? Ve neden ? E İskeçe Pazarı, 171 yıldır anılan karardan itibaren, adeta bu karar gereği Cumartesi günü kurulmaya devam ettiğine göre ! Ve İskeçe, 149 yıldır anılan karardan bu yana il merkezi olarak kalmayı sürdürdüğüne göre ! Eeee ?! O halde ?

Sanırım haksız sayılmam. Haklıyım. Hiçbir şekilde yanlış olmaz ve hiçbir şekilde ileri gitmiş olmam. Tam tersine, oldukça doğru ve İskeçe dahil Batı Trakya'da fazlasıyla ihtiyaç duyduğumuz toplumsal ve kültürel barışa, kardeşliğe ve dostluğa katkı olur !

Hiç kuşkusuz, hanidir, temelinin Atatürk ve Venizelos tarafından atıldığı taaa 1930'dan itibaren bir umutla özlemekte ve gözlemekte olduğumuz maskesiz ve zoraki sırıtmasız, elbette ki açıkyüzlü ve bol kahkahalı Türk-Yunan dostluğuna da !

Hadi inşallah !

Başa Dön

Halim CAVUSOGLU
Devamli Üye


153 Yanıtı Var
Gönderilme Tarihi - 16/01/2010 :  15:05:13
Yukarıdaki ilk ve devamındaki yazımda geçen "tarihi" belgelere ilişkin Kaynak: OSMANLI BELGELERİNDE BATI TRAKYA, T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü-Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı, Yayın Nu:107, İstanbul 2009, s. 14-16, 280.

Başa Dön

Halim CAVUSOGLU
Devamli Üye


153 Yanıtı Var
Gönderilme Tarihi - 28/01/2010 :  05:57:58
Bilir misiniz ?

-- İskeçe’nin bazı köylerinde sığır hayvanlarında görülen hastalık sebebiyle bir veteriner (baytar) gönderildiğini ve alınan tedbirler sayesinde, 14 Ağustos 1877 tarihli belgeye göre hastalığın önüne geçildiğini ! Buyurunuz :

Tıbbiye Nezaret-i Behiyyesi’ne

İSKEÇE Kazası’nda bazı karyelerde sığır hayvanatında hastalık zuhur etmesiyle derhal bir baytar gönderilerek icra kılınan tedabir semeresiyle lehü’l hamd mezkur hastalıkların müdefi’ olduğu ifadesine dair Edirne Vilayet-i Celilesi’nden keşide olunan telgrafname leffen irsal kılınmış olmakla o babda.

24 Za. sene [1]304 ve fi 2 Ağustos sene [1]303 / [14 Ağustos 1887]

-- "Edirne Vilayet-i Celilesi"ne hitaben kaleme alınan 6 Mart 1888 tarihli belgedeki yazıyla Gümülcine Sancağı’na bağlı Karaağaç İskelesi'nin "ehemmiyet-i mevki'iyesinden bahisle" birkaç köyle birlikte nahiye haline getirilerek İskeçe Kazası'na bağlandığını ! Buyurunuz o belgedeki yazı :

Edirne Vilayet-i Celilesi’ne

Gümülcine Sancağı dahilinde vaki KARAAĞAÇ İskelesi’nin ehemmiyet-i mevki’yesinden bahisle İSKEÇE Kazası’na merbutan idare olunmak ve İSKEÇE ve Gümülcine Kazalarına tabi cesim bir kaç karyenin dahi yalnız umur-ı mülkiyesi ilhak edilmek üzere orada bir NAHİYE TEŞKİLİ ve müdürlük için sekiz yüz ve nüfus işini dahi görmek üzere tayin olunacak nahiye katibi için üç yüz kuruş maaşlar ile emsaline kıyasen mahrukat ve saire esmanı tahsisi hakkında varid olan 20 Ca. sene [1]304 tarih ve iki yüz altmış yedi numaralı tahrirat-ı aliyye-i asafaneleri muhasebe-i nezarete lede’l havale suret-i iş’ar bu misüllü teşkilat veya tahvil-i irtibat hakkında Şura-yı Devlet’çe verilen kararı mutazammın olarak 2 Eylül sene [1]302 tarihinde ve umum sırasında vilayet-i celilelerine de yazılan tahrirat-ı acizi ahkamına tevfik edilmemiş olduğundan ba’dehu icabına bakılmak üzere evvel emirde karar-ı mezkur hükmünce lazım gelen izahatın ba-mazbata iş’arı lüzumunun savb-ı ali-i daveranelerine tebliği ba-derkenar ifade kılınmış olmakla ol vechile icabının icra ve inhasına himem-i aliyye-i düsturileri derkar buyurulmak babında.

12 C. sene [1]304 - 23 Şubat sene [1]303 / [6 Mart 1888]

-- "Sadrıazam Kamil"in "Devletlu efendim hazretleri" sözleriyle başladığı "Bab-ı Ali Daire-i Sadaret Amedi-i Divan-ı Hümayun"a yönelik (ekinde “Fen Müşaviri ve Hendese-i Fenniye Reisi”nin imzası bulunan 18 Ağustos 1890 tarihli belgedeki yazıya göre, fabrikaya/değirmene ait 41 kalem 102 adet alat ve edevatı (araç ve gereci) gösterir liste olmak üzere) 28 Eylül 1890 tarihli yazısıyla "(Şeyh Mollazade) İskeçeli Mehmed Fehmi Efendi ile Fetvacızade Ali Galip Bey'in İSKEÇE Kasabası civarında inşa etmekte oldukları dakik (un) fabrikasının/değirmeninin birinci defa olarak te'sisine muktezi alat ve edevat-ı malumenin usul ve emsali vechile gümrükden bila-resm imrarına ruhsat i'tası hakkında" diyerek suyla işleyecek un fabrikası/değirmeni için gerekli araç ve gereçten gümrük v.b. vergilerin alınmamasını talep ettiğini ve bu talebin “Serkatib-i Hazret-i Şehriyari Süreyya”nın “OL BABDA EMR U FERMAN HAZRET-İ VELİYYÜ’L-EMRİNDİR” diyerek noktaladığı 29 Eylül 1890 tarihli karar yazısıyla “uygun” görüldüğünü !

Tabi bu arada merak ettim. Belki sizler de. Bu un fabrikası/değirmeni, acaba Gökçeler (Seleron) ile benim, her zaman, oralı olmakla sonsuz gurur duyduğum birinci köyüm Dinkler (Fillia) arasında, dere yakınındaki, daha çocukluk yıllarımda, 1970'lerde harabeye dönüşmeye yüztutmuş olan o değirmen olabilir mi ? Tabi bunu ancak büyüklerimiz, bir de Dinkler'li olduğu için belki değerli kardeşim İskeçe Valiliği İl Meclis Üyesi Celalettin Dülger bilir. Buradan, diğer değerli kardeşim İskeçe Valiliği İl Meclis Üyesi İrfan Hacıgene ile birlikte her ikisine de selam, yararlı çalışmalarına devam.

Bilir misiniz ?

-- İskeçe’de, 16 Eylül 1891 tarihli belgedeki yazıdan öğrendiğimize göre, yerel halkın, yani büyüklerimizin, atalarımızın bağışlarıyla (ianat-ı ahali-i mahalliye ile) bir askeri silah ve mühimmat deposu, 200 askerin yerleştirilebileceği bir askeri daire ve 40 yataklı bir gureba hastanesinin tamamlanarak, mükemmel bir ziyafet, Padişah’a edilen dua ve okunan mevlid eşliğinde açılışının yapıldığını ! Bilir misiniz ? Önemli elbette ki ? Hiç önemsiz olur mu ? Zira bu "konu"ya ilişkin başlık ne diyor ? "Köyden-Kente İSKEÇE'NİN TARİHİ YÜKSELİŞİ" diyor. E öyle elbette ki ! Sosyal, ekonomik ve kültürel kalkınma yolunda, yeni egemen devletimiz Yunanistan'a "hazır" halde ve "dört-dörtlük" teslim edene kadar, tutacak sıfırdan, yoktan başlayarak ilkin İskeçe Pazarı'nın Cumartesi günü kurulmasını karara bağlayacaksınız, ardından İskeçe'yi "il (kaza) merkezi" (o zamanın ifadesiyle) "kazanın makarr-ı hükümeti" yapacaksınız, (aman yanlış anlaşılmasın, gerçi Yunanistan o zaman daha Makedonya'da bile yok ama..."hükümet konağına sahip il merkezi" demektir), şimdilik tespit edebildiklerimiz kadarıyla, daha sonra günümüzde neredeyse yok edilmiş olan hayvancılığı teşvik ettiğinizin bir göstergesi olarak veterinerinizi (baytarınızı) harekete geçireceksiniz, Karaağaç İskelesi'ni ticari ulaşımdaki önemine istinaden Gümülcine'den alıp İskeçe'ye bağlayacaksınız, sanayi yatırımlarını teşvik babında bunların getirecekleri fabrika araç-gereçlerini gümrük v.d. vergilerden muaf tutacaksınız...ama, güvenlik ve siyasal istikrar ile sağlığı ihmal edeceksiniz ?! Hiç olur mu ? Olmaz tabii ki. Günümüzdeki kapitalist ekonomik düzende dahi ne denir ? "İşadamı, yatırım yapacağı ülkede ve/veya bölgede öncelikle güvenlik ve siyasal istikrar ister" denir. Öyle elbette ki ! Ve ne güzel, büyüklerimiz, atalarımız da bunun öneminin farkındaymışlar ki, sözkonusu amaca yönelik tesislerin inşaasına "katkı" niyetine bizzat mali yardımda bulunmuşlar. Evet fazla uzattım, işte o belge :

Makam-ı Seraskeri
Mektubi Kalemi
Hususi

Tabur merkezi olan İSKEÇE KASABASI’nda ba-teşvik-i ianat-ı ahali-i mahalliye ile inşasına başlatdırılmış olan ESLİHA ve MÜHİMMAT-I ASKERİYE ile iki yüz nefer isti’abına kafi ve ancak üç bin lira ile meydana gelir redif debboyuyla müştemilatından olan DAİRE-İ ASKERİYE ve kırk yataklık bir de GUREBA HASTAHANESİ saye-i ma’muriyet-vaye-i cenab-ı Padişahi’de bu kere reside-i hüsn-i hitam olarak cülus-ı hümayun-ı meymenetmakrun-ı cenab-ı zıllullahiye müsadif olan yevm-i messudda sığır ve koyundan mürekkeb seksen kadar karabin zebh ve üç bin kıyyeye karip pirinçden ve sair erzakdan et’ime tabh etdirilerek MÜKEMMEL BİR ZİYAFET keşide ve i’ta ve bu suretle tecemmu’ eden memurin-i mülkiye ve askeriye ve hamiyet-mendan ahali tarafından devam-ı ömr ü afiyet-i cenab-ı Padişahi DUA-YI mefruzü’l-edası yad ve ifa ve menkabe-i celile-i MEVLİD-İ NEBEVİ kıraet olunarak RESM-İ KÜŞADI İCRA KILINDIĞI ve bu babda hizmet ve gayreti görünenlerin taltif ve tesriri hususunun dahi başkaca inha olunacağı Gümülcine Sancağı mutasarrıfıyla mevki’i mezkur redif Liva Kumandanlığı’ndan müştereken keşide olunan telgrafnamede beyan olunduğu ikinci Ordu-yı Hümayun Müşiriyeti Vekaleti’nden ba-tahrirat izbar kılınmış olmakla muhat-ı ilm-i ali buyurulmak üzere arz-ı malumata ibtidar kılındı. OL BABDA EMR U FERMAN HAZRET-İ MEN LEHÜ’L-EMRİNDİR.

Fi 12 Safer sene [1]309 ve Fi 4 Eylül sene [1]307 / [16 Eylül 1891]
Serasker
Rıza

-- Gümülcine’nin yanısıra İskeçe’den bağış (iane) olarak toplanan unun (dakik’in) 10 Ocak 1894 tarihli belgeye göre, Bingazi’de kıtlıktan zarar gören halka gönderildiğini ! Bilir misiniz ? Bingazi nerede ? Kuzey Afrika'da, Akdeniz kıyısında, bugün Kaddafi'nin ülkesi Libya'da. O gün ? Osmanlı'da. Türk'ün "son" imparatorluğunda. Hiçbir sakıncası yok, bizde ! Yani ?! O zaman orası da Vatan. Oradakiler de kardeş. Üstelik de dindaş (ümmetdaş), bir kısmı da milletdaş. Zaten vatan, kardeşlik, dindaşlık ve milletdaşlık (aynen o köy şiirindeki gibi) hiç gitmeseniz de, hiç görmeseniz de orayı da ve insanları da "sizden, size, sizin" bilmektir. Bir köşesindeki veya bir kesimindeki mutluluğu "mutluluğunuz", acısını "acınız" olarak içinizde ve yüreğinizde hissetmektir. Paylaşmak, özellikle gönülden kopan kadar da olsa, karınca kararınca da olsa, güzel atasözümüzdeki gibi "Çok veren maldan, az veren candan" diyerek yetebilmek, el uzatabilmektir. Büyüklerimiz gibi, atalarımız gibi. Ne güzel ! Demek ki, günümüzde Azınlık olarak bizler de büyüklerimiz gibiyiz, atalarımız gibiyiz. Onlara çekmişiz. Vatanın bir köşesinde, hele Türk ve İslam aleminin bir bölgesinde kardeşlerimiz, dindaşlarımız ve milletdaşlarımız açlık çekerlerken boğazımızdan lokma mı geçermiş ? Geçmez ! Büyüklerimizin, atalarımızın da geçmemiştir. Sözkonusu bağış bunu göstermektedir. Ve tabi başka bir şeyi daha. Gümülcine ve İskeçe'nin daha o zamanlarda, henüz tarıma (traktör v.b.) teknolojinin girmediği, hayvan eşliğinde yoğun-emek üretim yapılan dönemde dahi, (bugün neredeyse özlemle bakmaya başladığımız) önemlice düzeyde birer "tahıl ambarı" olduklarını. Öyle ! Bölgemizde hayvancılığın yanısıra, tarımın hali de içler acısıdır. Neyse...buyurunuz, okuyunuz bakalım, o büyüklerimizin, o atalarımızın Bingazi'deki kardeşlerine, dindaşlarına ve milletdaşlarına gönüllerinden kopan un bağışı miktarları ne kadarmış !

Ve dilerseniz bunu (Libya Elçiliği aracılığıyla) Kaddafi'ye de bildiriniz. Bakarsınız, minnet borcu çerçevesinde sembolik bir şükrane olarak İskeçe'ye Azınlığımız yararına bi yatırım falan yapar. Hiç olmadı bir cami inşa eder. Yada "Atina Barış Antlaşması"na (yoksa "Savaş" var demektir) ekli "3 No'lu Protokol"ün (1/14 Kasım 1913) 4. paragrafında "zorunluluk" olarak (üstelik masrafları da kendisince karşılanmak üzere ve ek olarak ihtiyaç duyulan köylerde de 4 adet) inşa etmesi hükmü yeraldığı halde, devletimiz Yunanistan'ın haala inşa etmediği, "Parası bizden ve biz yapalım, sen hiç karışma !" dediğimiz halde, Atina'da Derhal Cami talebini ortaya koyar ve hatta tüm masrafını dahi üstlenir. Yapar mı yapar valla ! Kaddafi bu !

Dahiliye Mektubi Kalemi Müsveddatına Mahsus Varakadır

Bahriye Nezaret-i Celilesi’ne

Bingazi kahtzedeganı için GÜMÜLCİNE HAMİYETMENDAN AHALİSİ tarafından ianeten verilecek dakikin SELANİK’den avdetle Kanun-ı Evvel’in on altıncı Çarşamba günü Karaağaç İskelesi’ne gelecek olan Dolmabahçe Vapuru’na tahmilen Dersaadet’e irsali ol babda nezaret-i celileleriyle cereyan eden muhabere üzerine Edirne Vilayeti’ne iş’ar olumuşdu. Birinci defa olarak BEHERİ ELLİŞER KIYYELİK ÜÇ YÜZ SEKİZ ÇUVAL DAKİK mezkur iskeleden vapura tahmil etdirilmiş ise de İSKEÇE’de dahi ON İKİ BİN ALTIYÜZ KIYYE DAKİK istihzar edilerek zikrolunan iskeleye irsal kılınmak üzere bulunduğu mahalline bildirildiğinden bahisle bunun dahi Selanik’den gelecek vapura tahmil için emr verilmesi müşarunileyhadan bu kere cevaben alınıp leffen tesyir-i suy-ı ali-i nezaretpenahileri kılınan telgrafnamede iş’ar suret-i iş’ara nazaran icabının icra ve inbasına himem-i aliyye-i daverileri derkar buyurulmak babında.

29 Kanun-ı Evvel sene [1]308 / [10 Ocak 1894]

Evet, İskeçe'deki büyüklerimiz, atalarımız son anda yetiştirmişler. Maaşallah ! Gümülcine'dekilere de, İskeçe'dekilere de !

-- 22 Ocak 1894 tarihli belgedeki yazıya göre, İskeçe’nin Cedid Mahallesi’nde iskan edilen muhacirlerin ihtiyacı olan cami ve okulun inşaası için gereken 22 bin kuruşun devlet hazinesince karşılanamamasına istinaden, Evkaf-ı Hümayun Hazinesi’nden temin edilmesi hususunda Şura-yı Devlet Dahiliye Dairesi’nden kaleme alınan mazbata üzerine, sözkonusu paranın Evkaf Hazinesi’nden karşılanmasına imkan olmadığının Evkaf Nezareti’nden bildirildiği, bu sebeple Edirne Vilayet merkezi ve mülhakatında memurlar ile zengin ve hayırsever halktan yardım olarak toplanmasının kararlaştırıldığını ! Bilir miydiniz ?Buyurunuz :

Meclis-i Vükela Müzakeratına Mahsus Zabıt Varakasıdır

Hulasa-i meali

İSKEÇE Kasabasının CEDİD MAHALLESİ’nde iskan olunan muhacirinin CAMİ ve MEKTEBLERİ olmamasıyla bunların inşası için sarfına lüzum görünen yirmi iki bin kuruşun iane ve suver-i saire ile tedariki kabil olamayacağı ve Hazine-i Celilece dahi buna bir çare bulunamayacağı anlaşılmasına mebni meblağ-ı mezburun Hazine-i Evkaf-ı Hümayunca tedariki hakkında Şura-yı Devlet Dahiliye Dairesi’nden kaleme alınan mazbata üzerine sebk eden iş’ara cevaben Evkaf-ı Hümayun Nezareti’’nden varid olan 22 S. sene [1]311 tarihli tezkire okundu.

Kararı

İşbu tezkirede bu makule müceddeden inşa olunacak hayrat için Hazine-i Evkaf büdcesinde karşılık olmayıp evkaf-ı şerife varidatının ma-vudi’a-lehinin gayrine sarf ve isti’mali dahi gayr-ı ca’iz idüğünden meblağ-ı mezburun tesviyesine Hazine-i Evkafca da imkan olmadığı beyan olunmasına nazaran mezkur cami-i şerif ve mektebin inşası halen ve mevki’an taht-ı elzemiyetde olduğu halde mikdarının cüz’iyetine ve emsaline nazaran merkez-i vilayet ve mülhakatında mezkurü’l-mikdar akçenin tedariki zımnında bir İANE tertib olunarak MEMURİN-İ HÜKÜMET ve MÜTEMEVVİLAN ve HAMİYET-MENDAN-I MEMLEKET tarafından verilecek i’anat ile icabının icrası lazım geleceğinden ona göre Edirne Vilayeti’ne tebligat icrası ve Dahiliye Nezareti’ne de malumat i’tası tezekkür ve tensib edildi.

Fi 14 Receb sene [1]311 – Fi 10 Kanun-ı Sani sene [1]309 / [22 Ocak 1894]

Eveeet, belli ki sağda-solda yangın yeri misali savaş var ve "Osmanlı-Rus Kırım Savaşı"ndan (1853-1856) itibaren de Batı'dan borç alınmakta, dolayısıyla da devlet kasasında para azalmış. Ama İskeçe'de yanıbaşımıza, komşu olmaya, bizden, bize, bizim olmaya gelen göçmen kardeşlerimiz camisiz ve okulsuz mu bırakılacaklardır ? Hayır elbet ! İlgili kararda "bir İANE tertib olunarak MEMURİN-İ HÜKÜMET ve MÜTEMEVVİLAN ve HAMİYET-MENDAN-I MEMLEKET tarafından verilecek i’anat ile icabının icrası lazım" dendiğine göre, gereği mutlaka yapılacaktır. Ve yapılmıştır da. Bingazi'dekilere yeten büyüklerimiz, atalarımız yanıbaşlarına gelenlerine mi yetmeyeceklerdir ? Üstelik de hükümet memurlarının vede varlıklı olanlarının katkıları da düşünüldüğünde. Yetmişlerdir. Hep birlikte yetmişlerdir. Pekiii... bu arada sözkonusu göçmenlerin, nereden, açıkça (elbette ki) vatanın hangi köşesinden ve hangi saiklerle gelmiş ve kimler olabileceklerini hiç düşündünüz mü ? Mutlaka düşünmüşsünüzdür. Ben de düşündüm. Henüz ayrıntılı olarak araştırmış değilim. Kesin yazamam. Ancak kanaatimce uzaktan değil, yakından gelmiş olmalıdırlar. Kuzey Rodoplar'dan. Açıkça (93 Harbi olarak da bilinen) 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'nın sonucu olarak gelmişlerdir. Katliamdan ve zorla-asimilasyondan kaçanlardır. Yiğittirler, kahramandırlar. Bizler gibi. Zira bizim insanlarımızdırlar ve tarihleri de bizim tarihimizdir. Batı Trakya Tarihi. Sözkonusu savaş çerçevesinde, "Ayastefanos (Yeşilköy) Atlaşması"yla (3 Mart 1878) Batı Trakya'yı da kapsamına alacak şekilde, Tuna-Ege ve Karadeniz-Ustruma (Strymonas) arasında "Büyük Bulgaristan" kurulmasının öngörülmesi üzerine, ayaklanmışlar ve Balkanlar'da ilki ve 1913'teki "Garbi Trakya Hükümet-i Müstakilesi"ne esin kaynağı oluşturacak olan "Rodop Türk Hükümet-i Muvakkatesi"ni (16 Mayıs 1878) kurmuşlardır. Ve bu andlaşmanın, çıkarlarına ters düştüğü için Batı'nın zorlamalarının yanısıra, Batı'ya, ayaklanmalarıyla ve hükümet kurmalarıyla, "Bakınız bunu yerel halk da istemiyor, silahla karşı çıkıyor ve hükümet kuruyor" şeklinde önemli bir gerekçe sağlayarak "Berlin Antlaşması"yla (13 Temmuz 1878) değiştirilmesini sağlamışlardır. Konuyu dağıtmak istemem. Şu kadarını belirteyim ki, bu hükümeti kuranlar, aralarında herhangi bir etnik ayrım yapmaksızın bölgedeki tüm Müslümanlar olarak Türkler'dir. Gurur duymamız gereken atalarımızdır. "Trakya'da Milli Mücadele" kitabının (1955, 1956) yazarı Tevfik Bıyıklıoğlu, onlar için, atalarımız için, elbette ki bizler için şöyle der : “milli mücadeleye kadar, bütün Trakya’da hürriyet ve istiklal havasının kaynağını, Rodop dağlarında, Kırcaali ve Ropçoz’da aramak gerekir.”

Evet, biraz daha devam edelim.
Bilir misiniz ?

-- Günümüzde tarım çerçevesinde öldürülmeye yüztutan İskeçe tütününün kalitesinin, dolayısıyla da ününün Osmanlı döneminden geldiğini ! 1923 sonrasında yeni egemen Yunan Kralları hakkında böyle bir kayıt var mıdır bilemeyiz, ancak Osmanlı Sultanlarının Topkapı Sarayı’nda İskeçe sigarası tüttürdüğünü ! Bilir miydiniz ? Mesela "Memalik-i Şahane Duhanları Müşterekü'l-Mefa-a Reji İdaresi"ne hitaben kaleme alınan 20 Şubat 1899 tarihli belgedeki yazıyla "Ma'ruz-ı çakeridir. İskeçe'nin nefaset-i mahsusayı haiz TÜTÜNLERİNDEN celb ve imal etdirilmiş BİN ADET SİGARA Samsun Reji Nezareti ma'rifetiyle HUZUR-I MEKARİM-NÜŞUR-I ASAF-I EKREMİLERİNE (Sultan) takdim olunacakdır. Bunlardan bir kısım YAVAŞ bir kısmı SERT olarak tertib ve ihzar etdirilmiş olduğundan hangisinin TAB'I ALİLERİNE mütevafık olduğunun lütfen ve inayeten RAMAZAN-I ŞERİF ESNASINDA YETİŞDİRİLMESİNE makderet-i mümkine..." sözleriyle Sultan II. Abdülhamid için İskeçe sigarası talep edildiğini !

Bu günlük de bu kadar !

Kaynak: OSMANLI BELGELERİNDE BATI TRAKYA, T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü-Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı, Yayın Nu:107, İstanbul 2009, s. 26-27, 234-237, 242-243, 296-299, 326, 328-329.


Başa Dön

Halim CAVUSOGLU
Devamli Üye


153 Yanıtı Var
Gönderilme Tarihi - 28/01/2010 :  21:39:36
Küçük bir redaksiyon :

İlgili cümlenin son kısmı, "...ayaklanmışlar ve Balkanlar'da ilk ve 1913'teki "Garbi Trakya Hükümet-i Müstakilesi"ne esin kaynağı oluşturacak olan "Rodop Türk Hükümet-i Muvakkatesi"ni (16 Mayıs 1878) kurmuşlardır" şeklinde olacaktır.

Eh madem ki değindim, ana hatlarıyla da olsa bu konuda biraz bilgi vereyim. Zira buna büyük ihtiyacımız vardır. Özellikle de devletin (ki hiç kuşkunuz olmasın) "sinsi" asimilasyon politikası yolunda, gözetimi, denetimi ve bilgisi dahilinde eski "KYP"çi ve "EYP"çi, Türkiye'de binlerce Türk ve hatta Kürt bebek, sivil ve asker katili "kasap" Öcalan ve onun terör örgütü "PKK" dostu, dolayısıyla da zaptedilmez Türk ve Türkiye düşmanı, günümüzde artık "gazeteci" sıfatlı Kalenderidis'in, Emfiyetzoglu'nun ve Karatzaferis'in LA.O.S.'u peşine takılan, bir avuç da olsalar, zamanla elbette ki küçülmeye mahkum da bulunsalar "İPKD" ile "Zagalisa" ve "Nap-Pres" gazeteleri ile muadillerinde biraraya gelen "gafil" kardeşlerimizin. Belirttiklerim tarafından kendilerine "*****lar Yunan'dır" (?!) demeleri, şahıslarını sık-sık "Yunan'ız" ve "Yunanruhuyuz" şeklinde tanımlamaları şartıyla ancak el uzatılarak yanakları okşanan ve sırtları sıvazlanan o malum "gafil" kardeşlerimizin. Tarihçemden alıntılıyorum. Buyurunuz vede buyursunlar :

--- Rodoplar’da “Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması”ına tepki ayaklanması başladı. 14 Nisan 1878’de Türkler’le Rus Cossack (aman dikkat laf ola-beri gele yazıldığı gibi Türk Kazaklar değil, Rus Cossack’lar) süvari bölükleri arasında şiddetli çatışmalar oldu. Ayaklanma ilk olarak Rodop balkanının kuzeyinde Filibe ile Tatarpazarcığı arasında başladı kısa sürede Balkan sıradağlarıyla Akdeniz arasındaki geniş sahanın birçok bölgesine yayıldı. Bıyıklıoğlu’na göre “MUSTAFAPAŞA ile İHTİMAN ve SAMAKO(F) arası, yukarı MERİÇ vadisiyle bütün ARDA vadisi ve RODOP dağları kahraman Türk ihtilalcilerinin harekat sahası içinde idi… Rus askerleriyle, can, mal ve namuslarını korumak için silaha sarılan kahraman Türkler arasında kanlı çarpışmalar olmuştu… Ayaklanan ahalinin maksatlarını anlamak ve onları yatıştırmak üzere, Rus memurlarıyla birlikte, İstanbul’dan da Seraskerkapısı (Osmanlı Milli Savunma Bakanlığı) Hassa Meclisi azasından Sami Paşa ile Vasa Efendi gönderilmişlerdi. İSTANİMAKA civarında, Osmanlı ve Rus temsilcileriyle buluşup görüşen Türk Milli hareket reisleri “Osmanlı idaresinden başka bir idare altına girmeyeceklerini ve Osmanlı toprağında Rus askeri bulundukça silahlarını burakmayacaklarını” söylemişlerdi.

Ve...nihayet, asırlardır yaşadıkları vatanlarının “Ayastefanos Antlaşması”yla, üstelik daha iki yıl önce (1876'da Osmanlı'ya karşı "Batak"daki) ayaklanmalarını boğdukları Bulgarlar’ın (ki, Jireček’in aktardığına göre, Rodoplar’ın bu dağlı halkı, 1821 sürecinde de, “Athon” ve “Halkidikya”daki Osmanlı'ya karşı Yunan ayaklanmalarının boğulmasına önemli katkıda bulunmuştu) egemenliğine bırakılmasına, kanaatimce bunlara atfen yakıştırılan "Bo(ğ)maklar" sıfatı Bulgarlarca "*****lar"a dönüştürülen Kuman-Kıpçak ve Peçenek torunları TÜRKLER ile bölgeye Anadolu'dan gelerek ve getirilerek iskan edilmiş TÜRKLER, birlik ve dirlik olarak “karşı ihtilal” başlatmak suretiyle tepki gösterdiler. İhtilal kahramanları, “Paris Antlaşması”nı imzalamış devletlerin İstanbul elçilerine verdikleri 16 Mayıs 1878 tarihli ve hükümeti muvakkate mührünü taşıyan "muhtıra"da ayaklanma sebeplerini aşağıdaki gibi açıkladılar ve böylece "Rodop Türk Muvakkat Hükümeti"ni kurmuş oldular :

“Avrupa devletleri, geçici olarak idare etmekte olduğumuz halkın niçin SİLAHA SARILDIĞINI sorup araştırmak zorundadırlar. Biz, hiçbir şahsa karşı isyan etmiş değiliz. Silaha sarılmaktan maksadımız, kendi mal, can ve ırzımızı korumaktan ibarettir. Biz, hiçbir meşru hükümete karşı ayaklanmadık. Kendi şahsi haklarımızı korumakla, en tabii haklarımızı kullanıyoruz. Ayastefanos antlaşması, Paris antlaşmasını imzalamış olan devletlerin tasdikinden geçmedikçe hükümsüzdür. Ayastefanos antlaşmasının yerine bir yenisi konmalıdır. Bulgarların irtikap ettikleri CİNAYETLER, tarif olunamayacak kadar büyüktür. İleri karakollarımıza silahlı bir kuvvetin yaklaşmasını kabul edemeyiz. Bölgemizin ahalisi kamilen TÜRK ve MÜSLÜMAN olduktan başka buraya, aramıza, yüzbin müslüman göçmen de sığınmış bulunmaktadır.”

"Muhtıra"da ayrıca, şunlara yer verdiler :

“Ayastefanos antlaşmasından sonra Ruslar ve Bulgarlar memleketimizi istila ettiler. Biz ise hükümetsiz kaldık. Her ne kadar Osmanlı devleti, bizleri, Bulgaristan emaretine bırakmış ise de Avrupa devletlerinin tasdiki olmadıkça Bulgar hükümetine meşru bir hükümet gözüyle bakamayız. Ruslar ve Bulgarlar, girdikleri yerlerde, sayısız MEZALİM ve ağza alınmayacak CİNAYETLER işlediler. Mütecavizleri, geri atmak için SİLAHA SARILDIK. Eğer biz, muvakkat bir hükümet kurmamış ve bir zabıta heyeti düzenlememiş olsaydık, memleketimizde karışıklıklar çıkabilirdi. Bugün, bölgemizde, emniyet ve asayiş, Rus askerlerinin bulundukları yerlerde ise huzursuzluk ve karışıklıklar vardır… Ayastefanos antlaşmasını şiddetle protesto ederiz. Müslümanların idare ettikleri yerlerde Rus ve Bulgarlar tarafından idare olunan memleket arasındaki büyük farkı görmek üzere, kimi isterseniz gönderiniz. Meriç’in Güney-Batı tarafındaki topraklardan yeni Bulgaristan’a BİR KARIŞ YER ERMEMENİZİ istirham ederiz. Çünkü idaremiz altında bulunan DÖRT MİLYON MÜSLÜMAN, işitilmemiş CİNAYETLERLE ismini kirletmiş olan ve her vakit DÜŞMANIMIZ BULUNAN BİR HÜKÜMETE BOYUN EĞMEKTENSE YOK OLMAYI TERCİH EDERLER."

Evet tarihimizdeki bu ilk devletimiz, yerel liderlerden Ahmet Timirski (Timişli), Abdullah Efendi ve Kara Yusuf Çavuş tarafından Sultanyeri kazasının “Karatarla” köyünde (Rodoplu 30 milletvekilinin ve yaklaşık 100 nahiye müdürünün de onayı alınarak) kurulmuştur. Varlığını da, 18 Eylül 1885 tarihine kadar sürdürmüştür. Yani ?! Bulgar milliyetçilerinin, ("Ayastefanos Antlaşması"ın yerine imzalanan) "Berlin Antlaşması"yla (13 Temmuz 1878) kurulmuş olan "Şarki Rumeli Vilayeti"nin merkezinde hükümet darbesi gerçekleştirip Osmanlı valileri Reşit Paşa ve Gavriil Paşa’yı katlederek bölgenin kendi hakimiyetlerine geçtiğini duyurmaları ardından, bu oldu-bittiyi kabul eden ve kendilerinin yardım çağrılarını e yazık ki reddeden Sultan II. Abdulhamid'in, “Rodop Türk Hükümet-i Muvakkatesi”nin feshedildiğini açıklamasına kadar.

Bıyıklıoğlu'na göre ; “Batı Trakya’daki bu ilk “muvakkat” hükümet, Türk halkı arasında bir uyanış ve yeniden dirilme işareti,…Kırcaali ve Rodop ayaklanması, Türk halkının, zulüm ve tecavüze karşı silaha sarılmasının bir neticesidir.”

Kısaca şunu da belirteyim, yukarıdaki 18 Ağustos 1890 tarihli belgede geçen un fabrikası/değirmeni, İskeçe Çayı üzerinde köprü yukarısında, artık yerinde yeller esen o malum fabrika/değirmen de olabilir.

Evet, artık yukarıda kaldığımız yerden "konu"ya devam edebiliriz. Neye ? "Köyden-Kente İSKEÇE'NİN TARİHİ YÜKSELİŞİ"ne.

Bilir misiniz ?

-- “Yaveran-ı Hazret-i Şehriyari’den İkinci Ordu-yı Hümayun Rumeli-i Şahane Redif Fırkaları Kumandan ve Müfettiği Ferik Mehmed Memduh b. Mehmed Ali” tarafından İkinci Ordu-yı Hümayun Rumeli-i Şahane Redif Fırkları Kumandanlık ve Müfettişliği”ne gönderilen 23 Ekim 1905 tarihli belgedeki yazının ve ekindeki listenin ne ve neye ilişkin olduğunu ! Bilir misiniz ? Hemen söyleyeyim. Gümülcine Mutasarrıfı Atıf Bey’in gayretiyle ve teşvikiyle 1903-1904 yıllarında, yani 2 yıl içerisinde Gümülcine’de ve İskeçe’de yapılan askeri tesis, askeri yardım, yol, köprü, su yolu, okul ve dükkan gibi hizmetler listesi.

Osmanlı’da “Mutasarrıf” kimdir ? “Sancak”ın en üst yöneticisidir. “Sancak” ise, askeri, idari ve mali yönden, (ne yazık ki sonradan bozulan “Timar Sistemi” çerçevesinde) taşra yönetimindeki başlıca “ana yönetim birimi”dir. Günümüzde, eski Osmanlı topraklarında kurulmuş olan diğer birçok ülkedekine ek olarak, Türkiye’de ve Yunanistan’da “Vilayet” taksimatındaki biçimlenişin başlangıcı da “Sancak”tır.

Evet buyurunuz, sadece 2 yıl içerisinde, üstelik de taa 1903-1904’te Gümülcine Mutasarrıfı Atıf Bey’in gayretiyle ve teşvikiyle Gümülcine’de ve İskeçe’de yapılan hizmetleri görünüz. Ardından, siz siz olunuz da geliniz “O günden-bugüne, mevcut şartları ve olanakları içinde sözkonusu iki ilimize bu denli hizmet eden kaç Vali yada Belediye Başkanı çıkmıştır ?” diye sormayınız. Ve benim vardığım gibi, “Gümülcine Mutasarrıfı Atıf Bey’in (eğer varsa fotoğrafını bulup) heykelini dikmek, hele-hele aşağıdaki hizmet listesini hiç zaman geçirmeden seçilmiş Valilik ve Belediye Başkanları binalarında uygun yere asmak gerekir” kanaatine de varmayınız. Evet öyle ! Sormayınız ve varmayınız. “Neden ?” Elbette ki hiç alaka ve hatta kel alaka ama… “yanlış” anlarlar. Yetinmez, tutarlar, öküz altında buzağı aramaya dahi kalkarlar. E çünkü acı ama gerçek. Şu : Hemen tüm diğer konularda olduğu gibi, bu türden konularda da küçücük “Makedonya Cumhuriyeti” dahil, bölgemiz ve dünyamız MERSİNE giderken, ülkemiz Yunanistan haala ve hala TERSİNE gitmektedir. Oysa bu konularda da kararlarıyla, atılımlarıyla ve hizmetleriyle İskeçe’yi İskeçe, Gümülcine’yi Gümülcine yapan, dolayısıyla da yeni egemen devletimizin “hazır” ve “dört-dörtlük” (ohh ne ala !) teslim almasını sağlayan eski yöneticilerini, başkanlarını, amirlerini ve memurlarını “takdir” etmek, onlara “hürmet ve minnet” duymak ve onlardan “güç ve ilham” almak neden, niçin ve hangi haklı gerekçeyle yada gerekçelerle “yanlış” olsun ki ?! Tamam kabul, gerçi kendisine "torbada keklik" olarak sunuldu ama Gümülcine'nin yanısıra İskeçe, buldukları gibi buldukları o bulundukları yerlere, öööylece gökten zembille mi indiler ? E heralde yani. Onları yaratan ve yapan var. Büyüklerimiz, atalarımız. Demek istediğim, yeni Yunan yetkililerince yukarıda belirttiklerimin yerine getirilmesi, o çok özlediğimiz, hanidir dört gözle yolunu gözlediğimiz o içten, samimi ve maskesiz Türk-Yunan dostluğunu neden “oldurmaya” değil de, “öldürmeye” hizmet etsin ki ?! Yada bu dostluğun köküne “kibrit suyu dökmek”le eşanlamlı bir tutum-davranış oluştursun ki ?! Böyle düşünen her kim varsa, elbette ki, Azınlığımızın topyekün taraftar olduğu Türk-Yunan dostluğuna sadece “düşman” değil, vallahi de (“Ellas Ellinon Orthodokson Hristianon”cu Kalenderidis, Emfiyetzoglu ve Karatzaferis ile partisi LA.O.S. gibi) üzerlerine “karabasan” çökecek, rüyalarında “kabus” görecek denli rehabilitasyona muhtaç “zır düşman”dırlar.

Evet buyurunuz, önce ana başlıkları ve alt başlıkları itibarıyla o hizmetler listesi :

A) GÜVENLİK:
1) Gümülcine Hükümet Dairesi, Gümülcine Jandarma Dairesi, Gümülcine Polis Dairesi.
2) Gümülcine'de Cephane ve Muhafaza Karakolhaneleri.
3) Şimendifer Hattı Muhafazasına Memur Asakir-i Şahane ve Jandarma Karakolhaneleri.
4) Gümülcine'de Asakir-i Şahane Koğuşları.
5) Eğridere Redif Alayı Dairesi.

B) REDİF TABURLARI EFRADI YAĞMURLUK VE KALÇINLARIYLA EFRAD-I MERKUME AİLELERİNE MAHSUS İANAT :
1) Geçen Sene Taht-ı Silaha Alınan Sınıf-ı Sani Redif Taburları Efradına Mahsus Yağmurluk İanesi.
2) Taht-ı Silaha Alınan Gümülcine Redif Efradı Ailelerinden Muhtac Olanlara Mahsus İane.
3) Gümülcine Esas Taburu Efradına Mahsus Kalçınlık Aba.
4) Nafia’ya Aid Yollar.
5) Nafia’ya Aid Köprüler.

C) MAARİFE AİD MEKATİB VE DEKAKİN İNŞAATI :
1) Mekatib-i İbtidaiye.
2) Gümülcine’de Kargir Köprü ve Üzerinde On Dört Bab Dükkan.
3) İskeçe’de Otuz Yedi Bab Dükkan.

D) UMUR-I HAYRİYE :
1) Gümülcine’de Cari Su Yollarının Tamiratı.
2) Gümülcine’de Vaki Tekye Medresesi.

Şimdi de bunlardan “güvenlikle ilgili ve askeri olmayan” bazılarının içeriklerine bakalım.

4) Nafia’ya Aid yollar :
Dahil-i livada üç yüz on dokuz ve üç yüz yirmi seneleri zarfında dörder gün müddetle KIRK SEKİZ BİN ALTI YÜZ ELLİ ALTI (48.656) amele-i mükellefe istihdam edilerek GÜMÜLCİNE ve İSKEÇE’den RODOP BALKANI’nda vaki AHİÇELEBİ, SULTANYERİ Kazaları merkezine ve bu mahallerden ORTAKÖY ve KIRCAALİ, EĞRİDERE, PAŞMAKLI’ya mümted olan yollarda OTUZ YEDİ BİN DOKUZ YÜZ YİRMİ YEDİ (37.927) METRE kaya ve toprak tesviyesi müceddeden OTUZ YEDİ BİN ON (37.010) METRE tamiren ikmal ÜÇ BİN YÜZ DOKSAN (3.190) METRE kuru destek duvarı, BEŞ YÜZ OTUZ DÖRT (534) METRE şose müceddeden ve YEDİ BİN ÜÇ YÜZ YİRMİ YEDİ (7.327) METRE kaldrım ve şose tamiren inşa ve SEKİZ BİN ALTI YÜZ KIRK (8.640) METRE mik’ab taş istihzar edilmişdir.

5) Nafia’ya aid köprüler :
İSKEÇE ÇAYI ÜZERİNDE inşa olunan DÖRT GÖZLÜ KIRK (40) METRE AÇIKLIĞINDA mermerden kargir ve HAMİDİYE nam-ı alisiyle mevsum köprü ile derdest-i inşa bulunan SÖĞÜTLÜDERE ÜZERİNDE OTUZ METRE AÇIKLIĞINDA ÜÇ GÖZLÜ ayakları kargir üstü demir köprü dahi DAHİL olduğu halde kebir ve sagir YÜZ ON ÜÇ (113) aded köprü ve menfez müceddeden ve OTUZ İKİ (32) aded tamiren vücuda gelmiş ve kısm-ı azamı imalat-ı sanaiyeye ve bir kısmı da yollara aid olarak SEKİZ YÜZ KIRK ÜÇ BİN BEŞ YÜZ SEKSEN ÜÇ (843.583) KURUŞ bedelat-ı nakdiyeden bi’t-tescil sarfolunmuşdur.

1) Mekatib-i İbtidaiye :
Muallimleri maaşatı hisse-i maarifden verilmek üzere bu kere ERTUĞRUL ve ŞAPHANE karyelerinde küşad olunan mekatib-i ibtidaiye kura-yı mezkura müte’allik mu’teberan-ı ahalisi tarafından inşa olunmuşdur.

2) Gümülcine’de Kargir Köprü ve Üzerinde On Dört Bab Dükkan :
Gümülcine Kasabası’ndan mürur eden çay üzerinde yapdırılan ayakları kargir ve sathi demir potrelli köprünün iki canibine mekatib-i ibtidaiye masarıf-ı daimesine karşılık olarak ON DÖRT BAB DÜKKAN inşa olunmak ve altmış bin kuruşa baliğ olan masarıf-ı inşaiyesinin nısfından fazlası ianeten tedarik olunup kusuru de Cemaat-i İslamiye akarı fazla-i varidatından tesviye edilmişdir.

3) İskeçe’de Otuz Yedi Bab Dükkan :
Mezkur dükkanlar erbab-ı hamiyetin ianesiyle İskeçe’de inşa olunup şimdilik senevi yüz yirmi liraya baliğ olan varidatı mekatib-i ibtidaiye masarıfına karşılık ittihaz kılınmışdır.

1) Gümülcine’de Cari Su Yollarının Tamiratı :
Kadimen mezu’ yerli künklerin tebdiline muhafaza-i sıhhat-i umumiye nokta-i nazarından lüzum-ı acil görülmesine mebni Selanik’den geçen ve bu sene celb olunan fabrika künklerinin vaz’ıyla atik künklerin tebdiline mübaşeret olunmuşdur.

2) Gümülcine’de Vaki Tekye Medresesi :
Mezkur medresenin mail-i inhidam olan altı odası iane-i ehl-i hayr ile müceddeden inşa etdirilmişdir.

Evet bu kadar ! Ne denebilir ? İlgili dükkanlar ve Medrese, Vakıf mallarımız arasında mıdır, başlarına ne gelmiştir diye araştırmak ve soruşturmak gerekir.

Gümülcine Mutasarrıfı Atıf Bey başta, emekleriyle ve gönülden bağışlarıyla, sadece 2 yıl içerisinde tüm bu hizmetlerin görülmesinde ve eserlerin ortaya çıkışında istihdam edilen 48.656 işçimiz, öğretmenimiz ve halkımızdan oluşan büyüklerimize, atalarımıza binlerce şükran, binlerce hürmet ve minnet olsun ! Nur içinde yatsınlar.

Bugünlük de bu kadar !


Başa Dön

Halim CAVUSOGLU
Devamli Üye


153 Yanıtı Var
Gönderilme Tarihi - 30/05/2010 :  03:50:08
Bilir misiniz ?

“Dahiliye Mektubi Kalemi”nden (Evrak Numarası 57/22) "Taraf-ı Vala-yı Hazret-i Seraskeri"ye yazılan 8 Nisan 1906 tarihli yazıyla "İskeçe Kazası'na müsadif şimendifer (demiryolu) hattı güzergahında mütehayyizan-ı ahali ianesiyle (halkın ileri gelenlerinin bağışlarıyla) tevsian ve tamiren ve müceddeden inşa olunan altı aded askeri barakasıyla İskeçe Kasabası derununda (merkezinde) yapılan iki bab jandarma karakolhanesinin" törenle açılışlarının bildirildiğini !

“Dahiliye Mektubi Kalemi”nden “Huzur-ı Ali-i Hazret-i Sadaret-penahi”ye 8 Eylül 1906 tarihli yazıyla başlayan kısa yazışma süreci sonunda, Gümülcine’nin yanısıra İskeçe’de aşırı yağış ve doludan zarar gören çiftçilere beş yıl vadeli kredi açıldığını !

Bilir misiniz ? Kim tarafından ? Tesadüfe veya kısmete bakınız ! ZİRAAT BANKASI tarafından.

Peki, İskeçe Kazası’na bağlı Karaağaç İskelesi civarındaki Aya Nikola kilisesinin eski temelleri üzerine 11.2 metre uzunluk, 8 metre genişlik ve 4.5 metre yüksekliğinde, çevresi taş duvar, çatısı ahşap, iki kapılı ve dokuz pencereli olmak üzere yeniden inşaasına 11 Eylül 1906 tarihi itibarıyla izin verildiğini !

"Serasker Rıza" tarafından 8 Mayıs 1907'de "Makam-ı Seraskeri Mektubi Kalemi"ne hitaben kaleme alınan yazıyla Dedeağaç, Gümülcine ve özellikle de İskeçe'de bazı Rumların Bulgarlar'a saldırılarda bulundukları, eşkiyalık olaylarının devam etmesi üzerine gerekli önlemleri alması için İkinci Ordu'ya gerekli uyarılarda bulunulduğunu !

Bilir misiniz ?

İskeçe’nin Cami-i Atik mahallesinde “Rum-Ortodoks Patrikhanesi”nce yapılmasına ruhsat istenen Aya Apostol kilisenin ve papazlara ait binanın , yaklaşık 1 ay süren üç yazışmayla, aynı mahallenin 200 Ortodoks nüfusun yaşadığı Çukur mevkiinde Rum-Ortodoks cemaatinin arsası üzerine 16 metre yüksekliğindeki çan kulesi eşliğinde inşa edilmesinin ve masrafların kilise tarafından karşılanmasının öngörüldüğünü !

Bilir misiniz ? Buyurunuz o yazışmalar :

Bab-ı Ali
Daire-i Sadaret-i Uzma
Mektubi Kalemi
Aded 3308

Tezkire-i Ma’ruza Suretidir

Adliye ve Mezahip Nezaret-i Celilesi’nin Şura-yı Devlet’e havale olunan tezkiresi üzerine Mülkiye Dairesi’nden tanzim ve melfufuyla beraber arz u takdim kılınan mazbatada İskeçe Kasabası’nın Cami-i Atik Mahallesi’nde Rum cemaatine mahsus olmak üzere inşaasına ruhsat i’tası Rum Patrikliği’nden istid’a olunan bir bab kilisenin mahalle-i merkumenin Çukur nam mevkiinde Rum Ortodoks cemaatine aid mülk bir kıt’a arsa üzerine tulen otuz üç arzan yirmi irtifa’an on iki metre olmak ve Aya Apostol tesmiye kılınmak üzere inşa edileceği gibi dört metre arz ve tulünde ve on altı metre irtifa’ında bir çan kulesiyle on dört metre tul ve yedi metre arz ve sekiz metre irtifa’ında papaslara mahsus kargir bir de daire bina olunacağı ve inşaat-ı mezkure için sarfı muktezi kırk bin kuruşun kilise sandığı mevcudundan tesviye kılınacağı ve kasaba-i mezkurede Rum cemaatinden iki yüz nüfus mevcud olup kilise ve müştemilatının inşaasınca halen ve mevki’an bir gune mahzur olmadığı iş’arat-ı mahalliyeden anlaşılmış olduğundan kuyud-ı mu’tade ve lazımenin derciyle ruhsatı havi emr-i ali ısdarı hususunun Divan-ı Hümayun Kalemi’ne havalesi ve nezaret-i müşarünileyhaya malumat i’tası lüzumu gösterilmiş olmakla ol babda her ne vechile irade-i seniyye-i hazret-i Hilafet-penahi şeref-sünuh ve sudur buyurulur ise mantuk-ı alisi infaz edileceği beyanıyla tezkire-i senaveri terkim kılındı, efendim.

Fi 14 Zilhicce sene [1]324 - Fi 15 Kanun-ı Sani sene [1]322 / [28 Ocak 1907]

Sadrıazam
Ferid


Şeref-sadır olan irade-i seniyye-i cenab-ı Hilafet-penahi’yi mübelliğ hamiş suretidir

Reside-i dest-i ta’zim olup melfuflarıyla beraber manzur-ı ali buyurulan işbu tezkire-i samiye-i Sadaret-penahileri üzerine mucebince irade-i seiyye-i cenab-ı Hilafet-penahi şeref-müte’allik buyurulmuş olmakla ol babda emr u ferman hazret-i veliyyü’l-emrindir.

Fi 28 Zilhicce sene [1]324 - Fi 29 Kanun-ı Sani sene [1]322 / [11 Şubat 1907]

Serkatib-i Hazret-i Şehriyari
Tahsin

Suretleri balada muharrer tezkire-i ma’ruza ve şeref-sadır olan irade-i seniyye-i cenab-ı Hilafet-penahi’yi mübelliğ hamiş mucebince tasdir olunan emr-i ali Adliye ve Mezahip Nezaret-i Celilesi’ne isra kılınmakla Dahiliye Nezaret-i Celilesi’nden dahi ifa-yı muktezasına himmet buyurulmak.

Fi 11 Muharrem sene [1]325 - Fi 11 Şubat sene [1]322 / [24 Şubat 1907]

Konumuz Köyden-Kente İSKEÇE'NİN TARİHİ YÜKSELİŞİ. Devam edelim...

Bilir misiniz ?

"Sadrıazam Hüseyin Hilmi Paşa"nın "Atufetli efendim hazretleri" sözleriyle başladığı "Bab-ı Ali Daire-i Sadaret Amedi-i Divan-ı Hümayun"a yönelik 19 Haziran 1909 tarihli yazısıyla "OSMANLI BANKASI’nın İskeçe Acenteliği’ne merbut (bağlı) olmak üzere bu kere Gümülcine’de ikinci derecede bir acentelik küşat edileceğinden işbu şubenin resmen hükümetçe tanınarak bankı imtiyaz fermanının on yedinci maddesi mucebince himaye-i askeriye altında bulundurulması ve Hazine-i Celileye gelecek mebaliğin şube-i mezbureye teslim etdirilmesi hakkında" talepte bulduğunu !

“Sadrıazam namına Adliye Nazırı” tarafından "Atufetli efendim hazretleri" sözleriyle "Bab-ı Ali Daire-i Sadaret Meclis-i Vükela ve Maruzat Kalemi”ne yönelik 12 Eylül 1910 tarihli yazıyla “Edirne Vilayeti dahilinde İskeçe Kazası’nın Okçular karyesinde şimedifer istasyonu civarında karye-i mezkure zürra’ şirketi (Okçular Köyü Çiftçiler Şirketi) namına” bir un fabrikası (su değirmeni) inşa edilmesine izin verildiğini !

Bilir misiniz ?
Ya Okçular köyünü ? :(( Biliniz. Biliniz ve unutmayız !


(OSMANLI BELGELERİNDE BATI TRAKYA, T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü-Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı, Yayın Nu:107, İstanbul 2009, s. 192-193, 250-251, 272-273, 306-310, 398-401)

Başa Dön

Geçiş Yap:


Sitemizi giriş sayfanız yapın Sitemizi favorilerinize ekleyin Gizlilik Şahinliler WebSitesi   Copyright © 2004-2010 Chasan Metso Şahinliler Mail Grubu ® Sayfanın En Üst Bölüme Çık

Yüklenme Süresi 0,344s